Ceyhun Diribaş

Ali Kerrar Akıncı: Kadıköy, rock müziğin cenneti gibi!

Ali Kerrar Akıncı: Kadıköy, rock müziğin cenneti gibi!
Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

O, yılmadan durmadan rock müziği için çalışıyor, yeni gruplar getiriyor ve götürüyor, kendi içinde bir piyasa yaratıyor. Türkiye’de metal ve rock müzik, pop müziğe yenilmiş gibi gözükse de faaliyetlerine devam ediyor. Yılların prodüktörü, menajeri ve organizatörü, Kadıköylülerin fotoğraflarında metal selamından çok aşina olduğu bir isim olan Ali Kerrar Akıncı ile söyleştik efendim. Buyrunuz…

Ali Bey, çok klişe olacak ama nasıl başladınız bu işe?

Daha gençken nedense herkes şarkıcılara ilgi duyarken, ben grupları daha çok seyrederdim. Sanırım biraz buradan başladı. Sene 1983, o zamanlar şimdiki partilerin adı “çay” idi. Çaylar yapılırdı, ben bu çaylara düğün salonlarında organizasyonlar yapmaya başladım. O zaman tabi şimdiki gibi mekan patlaması yok, düğün salonlarında yapılıyor organizasyonlar. Yaşımız küçük, saat 13.00’de başlayıp 17.00’de biten, alkolün olmadığı gündüz partilerine “Rin Tin Tin” isminde bir grup çıkarıyordum. Benim gibi birçok organizatör de vardı ama nedense benimkiler hınca hınç dolardı. Bu bana çok ciddi bir motivasyon oldu. Sonra İzmit taraflarında Kefken semtinde “Kapri” diye bir mekan var, oraya gruplar götürmeye başladım. Hiç beklemediğimiz tepkiler almıştım o zaman. Şaşırıyordum çünkü daha lise son sınıfa gidiyordum ve ciddi dönüşler alıyordum.

Ali Kerrar Akıncı

Sanırım bunu meslek olarak yapmıyorsunuz değil mi?

Evet, ben metalürji mühendisiyim aslında. İTÜ’den mezun olduktan sonra Sakarya Üniversitesi’nde MBA yaptım. Hala da bir firmada ar-ge mühendisi olarak çalışıyorum. Okulu bitirdikten sonra 1991-97 arası Ereğli Demir Çelik Fabrikası’nda çalıştım. Esasen benim bu işlere başlamam 2000’lerin başına denk geliyor. İstanbul’a geldiğimde, 90’ların sonunda efsane “Mojo” vardı sadece hayatımda. Batu Mutlugil’in blues mekanı, ara ara oraya giderdim.

Evet, bir Gür Akad’la tanışmanız var sanırım kilometre taşlarından…

Gür Akad’la 1999’da tanıştım. Normalde ben çok da Kadıköy’e gelmiyordum aslında. İstanbul Yelken Kulübü’nde takılırdık, ara sıra Shaft’ta Gür Akad’ı seyretmeye gidiyordum. Gür sayesinde biraz piyasayı tanıdık diyebilirim. 2008’de Ogün Sanlısoy’la tanıştık ve 23 konser verdik albüm zamanı. Oldukça başarılı konserlerdi. Daha sonra 2010’da prodüktör olarak Ankara’da İlkim Yılmaz ile albüm sözleşmesi yaptım. O dönemin en iyi kayıt stüdyolarında çalıştık. Albümde ilginç bir sentez yakaladık diyebilirim. “Girdap” ismini verdiğimiz albümü 2011’de Ütopya Müzik’ten çıkardım. O döneme göre böyle bir albümün satması tabi önemli bir olaydı.

Gür Akad

Sizin bir de sosyal sorumluluk projeniz var ses getiren, ondan bahsedelim mi?

Vodafone Vakfı ve Düşler Akademisi işbirliğiyle, Birleşmiş Milletler’in de katkısı vardı, engelliler için albüm yaptık bir sosyal sorumluluk projesi olarak. Engellilerden kurulu “Social Inclusion Band” müzik grubu ile albüm çıkardık, 3 bin tane basıldı. Tony Blair’in eşine Çırağan Sarayı’nda takdim edildi. Hayatımın en önemli projelerimden biriydi. Yaparken çok duygu dolu anlar yaşadık.

Peki, menajerlik ne zaman başladı?

Gür Akad’la çalışmalarımız devam ederken, 2012’de menajerliğini yapmaya başladım. Ütopya Müzik’ten “Salak” single’ı çıktı, sonra “Afrika” geldi. Woodstock’ta lansman yaptık. Sonra İlkim için “Melekler” geldi. En çok ses getiren prodüksiyonum, oyuncu Nilüfer Açıkalın’a yaptığımız “Başka Şarkılar” albümü oldu. Oldukça keyif aldığımız bir projeydi. Basında da çok yer aldı o zamanlar.

Bir de halen devam eden bir Ankara-İstanbul projeniz var?

Ankara’ya aslında iş için gidip geliyordum. Tabi bir rock izleyicisi olarak yavaş yavaş o piyasayı tanımaya başladım. Zamanla samimiyetimiz arttı ve İstanbul-Ankara arasında konserler tertiplemeye başladık çeşitli gruplarla. Halen de devam ediyoruz etkinliklere. Tabi Ankara kompakt bir yer. İstanbul’da mekanlar giderek büyüdü, küçük mekan azaldı. Ankara’da hala kendi halinde yerler var metal ve rock müzik için. Öyle konserler vermek için il dışına kolay kolay çıkamıyorsunuz bu şartlarda. 2013’te ilk Ankara zamanları Asena Özçetin Karakedi ile başladık, 2016-17 Kadıköy Shaft’a gelip konserler verdiler. Daha sonra çok büyük bir projemiz “Senforock” hayata geçti. 70 kişiden oluşan büyük bir senfoni orkestrası, ayrıca 4 kişilik bir de rock band ve 8 de solisti var.

Gerçekten Türkiye’de halen devam eden önemli projelerden biri, Musa Göçmen ve Hicri Bozdağ birlikteliğinde “Müzik Makinesi” projesidir. Üç defa İstanbul’a gelip büyük mekanlarda konserler verdiler, hem İngilizce hem de Türkçe repertuvarları var. İleride tabi tekrar İstanbul’da konser vereceklerdir diye düşünüyorum, tabi maliyetler elverdiğinde. Halihazırda İstanbul’a zaman zaman getirdiğim gruplar Kara Kedi, Mojo Town, The Madcap; hepsi de albümü olan, ciddi kaliteli gruplar. Türkiye’de üst düzey müzik yapıyorlar ve ciddi seyirci kitleleri var. İstanbullu dört kadının oluşturduğu bir grup olan Amazon da Ankara’da konserler veriyor zaman zaman.

Siz biraz İstanbul ve Ankara’yı kaynaştırıyorsunuz sanırım?

Aynen öyle, bir kaynaştırma söz konusu. Bu arada kendime menajer demiyorum, ben organizatörüm. Yıllardır yaptığımız işleri iyi tanıtıyoruz, güzel işlere imza atıyoruz, üst düzey gruplarla çalışıyoruz. Benim yaptığım iş aslında tur menajerliği. İstanbullu grupları Ankara’ya, Ankaralı grupları da İstanbul’a getiriyorum. İki şehrin kendi içlerinde farklı ekolleri elbette var. Ankara’da tabi 6,45 ve Noxus gibi çok mekanlar var. Fakat İstanbul’da mekanlar giderek büyüdü, konserler maliyet olarak zorlaştı. Ben bu arada iki yatırımcıya, Kadıköy için özellikle Münir Atamer ve Burak Ocakçı’ya teşekkür etmek istiyorum. Kadıköy ve hatta İstanbul için özel mekanlar kattılar, yatırım yaptılar. Ağaç Ev, blues mekanı olarak her gün dolup taşıyor. Dorock XL aynı şekilde müthiş bir konser mekanı oldu. Bu bizim için müthiş bir şey. Artık Ankaralı grupları daha rahat İstanbul’a getirebiliyoruz.

Kadıköy’ün son yıllarda çekim merkezi olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

2013 itibariyle Kadıköy’e ciddi bir yönelim var. Taksim’in yapısının değişmesi, Kadıköy’de yeni mekanların açılmasına yol açtı. Öğrenciler, müzik yapanlar, mekan sahipleri giderek Kadıköy’ü önemli bir eğlence merkezi haline getirdiler. Bizim gibi müzik ile ilgilenenler için bu paha biçilemez bir durum. Kadıköy’ü çok seviyorum. Kadıköy seyircisi sadıktır, karşıya gitmez, farklı bir sadakat yapıları var. Ağaç Ev, Dorock XL gibi güzel yatırımlar yaptılar sağolsunlar. Hatta bunlardan önce Kadıköy Sahne’yi de unutmamak lazım. Bir performans sahnesi olarak Kadıköy’de yıllarca sanatçıların durağı oldu. Umut Kuzey, Serkan Fidan’ın katkılarını unutmamak lazım. Son olarak tüm Kadıköylüleri düzenlediğim konserlerde görmek istediğimi belirterek, sizlere de ayrıca teşekkür ediyorum.

Amazon

Vokalde Demet Ulusoy, gitarda Miray Aydeniz, bas gitarda Tutku Akyüz ve davulda Başak Karacan’dan oluşan ve nadir kadın metal-rock grupları arasında yer alan Amazon, İstanbul’da ciddi bir izleyici kitlesine sahip…

Bunu paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •   
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir