Reha Kadak

Ayşen Gruda: Kadıköy seyircisi kaliteli!

Ayşen Gruda: Kadıköy seyircisi kaliteli!
Decrease Font Size Increase Font Size Text Size Print This Page

1970’li yıllar, sinemamıza Arzu Film yapımlarının damgasını vurduğu yıllardı. Bu filmlerin öyle bir enerjisi ve ruhu vardı ki, üzerinden geçen onca yıla rağmen hala aynı heyecan ve aynı keyifle izliyoruz. Kemal Sunal’lı, Şener Şen’li, Münir Özkul’lu, Adile Naşit’li, İlyas Salman’lı Arzu Film projelerinin olmazsa olmaz kadın rollerinden biri de Ayşen Gruda‘ya aitti. Hababam Sınıfı’ndaki ilk küçük rolüyle Arzu Film kadrosuna adım atarak gönüllerimize taht kuran Gruda, 2018 yılında tiyatro oyunları ve bitmeyen enerjisiyle Kadıköy Life sayfalarına yeni oyunun kulisinde konuk oldu.

Sizi “Domates Güzeli” olarak biliyoruz. Bunun hikayesini sizden dinleyebilir miyiz?

Aynı zamanda Karpuz ve Kiraz Güzeli’yimdir de. “Domates Güzeli”, canlandırdığım bir karakterin lakabıydı. Güzel bir işti. Sonra öyle anılmaya başladım. Türk sineması beni öyle anıyor. Bu da benim için gurur verici.

Ayşen GrudaOyunculuğa girişiniz nasıl oldu?

Benimki tamamen tesadüf oldu. Hukuk Fakültesi’nde okuyup avukat olmak isterdim. Ama o dönem maalesef babam vefat etti. Vefat ettikten sonra da iş bulup, madden ayakta kalmam gerekiyordu. Ablam Ayten Erman da oyunculuk yapıyordu. Ablamın mesleğini yapayım dedim. Onun da ön ayak olmasıyla birlikte bu işe girmeye karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım. Bak, “Domates Güzeli” olarak anılıyorum işte. Nereden nereye durumu benimkisi.

Arzu Film’in en güzel projelerinde yer aldınız. Hababam Sınıfı serileri, Çöpçüler Kralı, Şabanoğlu Şaban, Tosun Paşa, Gülen Gözler, Bizim Aile ve daha nicesi. Bu yapımlarda Adile Naşit’le birlikte Arzu Film’in değişmez kadın komik karakteriydiniz. Arzu Film’e girişiniz nasıl oldu? Arzu Film ekolünü biraz da sizden dinleyebilir miyiz?

Oyunculuk yapıyordum o dönemlerde zaten. Televizyonda Korhan Abay’la bir skeç çekmiştik. O skeç Ertem Eğilmez’in dikkatini çekmiş. Sonra bana haber gönderdi. Hababam Sınıfı’nın ilk filminde liseler arası bir yarışma yapılır hani, işte oradaki sunucu kadın rolü. Ben sete gittim ama ne oynayacağım, para alacak mıyım, ne yapacağım bilmiyorum. Öyle oturuyorum kenarda. Meğer Ertem Eğilmez kanunlarından biriymiş o. Kenarda oturursun, uzaktan uzaktan seni izlermiş. Bakarmış nasıl biri, ne yapıyor diye. Beni gözlemlemiş. Bakmış ki insanlarla aram iyi, ortamı bozmuyorum, sonra o kısa rolü bana verdi işte.

“ERTEM EĞİLMEZ OLMASAYDI, HİÇBİRİMİZ OLMAZDIK”

Hababam Sınıfı ile birlikte Arzu Film ekibinin yapmış olduğu filmlere dahil olmuş oldum. Orası bir okuldu. Hepimiz oradaydık. Münir Özkul, Adile Naşit, Kemal Sunal, Şener Şen, Halit Akçatepe, Yavuz Turgul, Metin Akpınar, Zeki Alasya, sonradan İlyas Salman… Harika bir kadroydu. Birlikte yazılır, senaryolar birlikte tartışılırdı, ama tabi son sözü Ertem Eğilmez söylerdi. Müthiş bir otoriteydi o. Sette sakallı kişi istemezdi. Herkes temiz pak giyinir gelirdi. Hepimiz ondan çok ama çok şey öğrendik. Nur içinde yatsın. Adile Abla, bizim baş kadın komiğimizdi filmlerde. Ondan da tabi ayrıca çok şey öğrendim. Güzel insanlardan biriydi o da. Kısaca Arzu Film, Ertem Eğilmez’in dehasından gelen bir yer. O bize bu rolleri layık gördü ve verdi. Ertem Eğilmez olmasaydı hiçbirimiz olmazdık.

Türk sinemasının en önemli dört erkek komedi oyuncusuyla aynı filmlerde yer aldınız; Kemal Sunal, Şener Şen, İlyas Salman ve Müjdat Gezen. Bu dört eşsiz aktörü biraz da sizden dinleyebilir miyiz?

Hepsini çok ama çok severim. Kemal aramızdan ayrılalı yıllar oldu. Çok özlüyorum onu. Şener olsun, İlyas olsun, Müjdat olsun hala sık sık görüştüğüm insanlar. Dolu ve donanımlı aktörler hepsi. Setlerimiz de çok komik ve paylaşımcı geçerdi hepsiyle. Ne güzel ki bu insanlarla aynı seti ve sahneyi paylaştım.

Yakın zamanda maalesef Münir Özkul’u kaybettik. Özkul’a dair hatıralarınızda neler var?

Münir Ağabey, çok severdim onu. Onu herkes severdi, müthiş bir aktördü. Komediyi de dramı da aynı derece oynayabilen nadir oyunculardan biriydi. Onu hep set aralarındaki çekingen halleriyle ve set başlayınca da şaşırtıcı derecede bir anda devleşen oyunculuğuyla anıyorum. Aynı seti paylaşmışım yıllarca, daha ne olsun. Bundan büyük hatıra olur mu sizce. Nurlar içinde yatsın.

Hemen hemen her sene bir tiyatro oyunuyla da sahnelerdesiniz. Oyunculuk mesleğinde sinema ve tiyatro alanlarını nasıl görüyorsunuz?

Türkiye gibi görüyorum. Türkiye nasılsa onlar da öyle. Sinemanın da tiyatronun yeri ayrı; ikisi birbiriyle yarışacak, karşıt olacak alanlar değil bence. Her ikisinin de ruhu ayrı.

Peki, tiyatro ve sinemada şu an sizin zamanınızdan bu zamana nasıl bir değişim/dönüşüm var sizce?

Aslında bu duruma benim zamanım, şimdiki zaman diye bakmıyorum. Tamam teknoloji değişti, bu setlere de sahnelere de yansıydı. Farklı ve donanımlı aletler var. Ama her dönemin tadı başka bence. Geçmişin de tadı farklı, şimdinin de ve geleceğin de öyle olacak.

Yeni oyununuz nasıl gidiyor? Nasıl bir oyunla sahnelerdesiniz?

“Deli Kadın” adlı oyunumuz çok iyi gidiyor. Bir yılı geçti neredeyse, hala oynuyoruz. Tepkiler gayet güzel. Salonumuz dolu. Bir de yeni oyunumuz var, “Entrika Kuntrika” adlı. Onun da güzel seyircisi olmaya başladı. Çok keyifli. Gençlerle sahnedeyim.

Kadıköy, son yıllarda kültür-sanat ve özellikle de tiyatro sahneleri, oyunları için yükselen bir ilçe durumunda. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çok güzel bir durum. Zaten birçok tiyatro oyunu ve ekibi Kadıköy sahnelerinde oynamak istiyor. Çünkü Kadıköy seyircisi kaliteli, tepkileri çok güzel. Yeni bir genç nesil var bu yakada. Tiyatro bilgileri yüksek bir kitle var. Salonlar da çok güzel. Ama tek eleştirim, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nin salonuna dair. Daha çok bakım yapılması gerek oraya. Güzel bir seyircisi var ama kulisleri, sahnesi ve salonu yetersiz. Yetkililer gözden geçirmeli orayı ve Kadıköy’e yakışır bir duruma getirmeli.

Biz bir Kadıköy dergisi olmakla birlikte bir İstanbul dergisiyiz aynı zamanda ve İstanbul hafızası bizim için önemli. Eski İstanbul’a dair görüşleriniz alabilir miyiz?

Ne yazık ki İstanbul’dan bahsederken “eski” yanını daha çok özlemiş oluyoruz. Keşke o değerler, o ilişkiler, o mimari, o komşuluk ilişkileri günümüze taşınsaydı. Maalesef yok edildi birileri tarafından. Nasıl başardılar bunu bilemiyorum. O anları mutlu anıyorum.

Bunu paylaş:
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •   
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir